KARADENİZLİNİN HES İSYANI ve EKOLOJİK DUYARLILIK
Sadık Varer /
Hidroelektrik Santraller (HES’ler), insanlığın bugününü ve geleceğini ciddi olarak tehdit eden fosil yakıtlar ve nükleer santrallerle karşılaştırıldığında tercih edilebilir enerji kaynakları olarak görülebilir.
Meseleyi böyle ‘saf haliyle’ ele alırsanız HES karşıtlığınızın kabul edilebilir mantıklı açıklamasını yapmakta zorluk çekebilirsiniz; suyun potansiyel enerjisini mekanik enerjiye, mekanik enerjinin de elektrik enerjisine dönüştürülmesini sağlayan temiz enerji kaynağı HES’e karşı çıkmak, anlamsız bulunabilir. HES ‘işine’ girmiş şirket sahipleri ile iktidar sözcüleri de halkı ‘ikna etmek’ ve HES’lere kaşı çıkanları etkisizleştirmek için meseleyi bu minval üzere ele alıyor!
Yeni Bir ... / M. Can YÜCE
Yeni Bir Tezkere ve Sonrası...
Bir yıl önce yoğun bir psikolojik savaş kampanyası eşliğinde Güney Kürdistan'a askeri işgal ve müdahale yetkisini veren Tezkere Meclisten geçmişti. Bir karakola yapılan baskın ve ardından geliştirilen psikolojik savaş kampanyası iç ve dış kamuoyunun oluşturulmasında önemli bir araç olarak kullanılmıştı. Benzer bir gelişme şimdi de sahnelenmektedir. Yine bir karakol baskını, ardından düzenlenen ırkçı şoven histeri ayinleri ve Meclisten geçirilen yetki tezkeresi...
Ama belli ki özel savaş aygıtı bu kadarını yeterli bulmamaktadır. Daha fazla yetki, daha fazla sindirme ve yıldırma hareketlerine yasal, siyasal ve psikolojik alt yapı istiyor. Bunu "Olağanüstü hal" olarak tanımlamıyorlar, ama inkar ve imha sistemini daha da güçlendirecek, iktidar konumlarını derinleştirecek bir inisiyatif başlattıkları çok açıktır! Ardı ardına yapılan toplantılar bunun somut kanıtı niteliğindedir.
Bir Kez Daha Ergenekon Tartışmaları ve Doğru Yaklaşım üzerine…/ M. Can YÜCE
Aylardır Ergenekon Operasyonu bağlamında bir tartışma sürecidir devam ediyor. Bu operasyonun egemenler cephesinde iktidar dalaşının bir silahı olarak gündeme getirildiği ve bir silah olarak kullanıldığı çok açıktır ve bunu birkaç yazımızda vurguladık. AKP’nin kapatılması davası ile Ergenekon operasyonu, bu çatışmanın iki önemli ayağı olarak gündeme getirildi. AKP kapatılmadı, ancak “Laikliğe karşı odak haline geldiği” yönünde mahkûm edildi. Bu karardan önce Ergenekon İddianamesi de mahkemece kabul edildikten sonra kamuoyuna açıklandı.
Böylece egemenler cephesindeki çekişme yeni bir noktaya geldi. Gelinen noktada AKP’nin ideolojik ve psikolojik düzeyde darbelenmesi bağlamında bir “denge”nin, uzlaşmanın sağlandığı anlaşılıyor. Bundan sonraki süreçte çekişmenin yanı sıra devlet ve rejimin güçlendirilmesi, gediklerinin kapatılması yönünde bir çizginin sürdürüleceği anlaşılmaktadır. Bu denge durumu çatışmanın nereye kadar gidebileceği konusunda da bir fikir vermiş bulunmaktadır. Kuşkusuz bu çekişme sürecinde taraflar zayıflamış, bu zayıflama belli ölçüde devletin temel kurumlarının yıpranmasını da birlikte getirmiştir. Ancak uzun saray entrika deneyimlerine ve birimine sahip, aynı zamanda bir özel savaş kurumlaşması olan TC, bütün bunlardan yeniden toparlanma ve güçlenme olanak ve zeminini de yaratmıştır. Bugün işleyen süreç bu doğrultuda işlemektedir…
Bilindiği gibi, Ergenekon operasyonu ile kamuoyuna devletin kontrgerilla, Jitem gibi unsurlardan arındırılacağı, Kemalist rejimin ciddi bir sarsıntıdan geçirileceği düşüncesi ve umudu pompalandı. Bu operasyon sürecinde ordunun iktidar üzerindeki “vesayetine son verileceği”, demokratikleşmenin gelişip derinleşeceği yazılıp çizildi...
ŞAH VE PAT / M. Can YÜCE
Satrançta yapılan her ŞAH hamlesi, MAT ile sonuçlanmayabilir. Oyun kimi zaman PATA, yenememe durumuyla da sonuçlanabilir. Aslında satranç oyunu henüz sonuçlanmış değil, oyunun bir bölümü, bir aşaması tamamlandı, bu bolümün sonucu Patadır. Bir denge durumu, tam anlamıyla üstünlük kuramama, yenilgiye uğratamama durumu söz konusudur. Bu, bir geçici uzlaşma mı, ateşkes mi, geçici soluklanma mı, yoksa ortaya çıkabilecek politik ve ekonomik sonuçları göğüsleyememe durumunun getirdiği zorunlu pata durumu mudur?
Bilindiği gibi, egemenler cephesinde öteden biri yaşanan ve çeşitli araç ve hamlelerle sürdürülen iktidar çekişmesi, Anayasa Mahkemesinin AKP Kapatma Davasında verdiği kararla yeni bir noktaya geldi. Mahkeme, verdiği kararla AKP’yi kapatmadı, ama “Laikliğe karşı bir odak haline geldiği” yönünde bir mahkûmiyet kararı verdi. Yani, AKP, bu rejime karşı bir suç odağı haline gelmiştir, dedi. Ancak kapatılmasının yaratacağı kaotik boşluğu dolduracak bir seçeneği olmadığı için bunu göze alamadı ve mahkûm ettiği suçu daha hafif bir yaptırımla cezalandırma yoluna gitti. Bu pata, denge, yenememe durumu, var olan güç ilişkisi ve dengelerinin bir yansımasından başka bir şey değildir. Ancak bu, aynı zamanda geçici bir durumu da ifade eder. Satranç oyunu devam ediyor, bundan sonraki aşamalarda başka yöntem ve araçlarla, başka hamlelerle devam edeceği kesin gibidir…
Anayasa Mahkemesi kararı, bir dengeyi, bir pata durumunu ifade etse de bir inisiyatifi, bir hâkim durumu anlatmaktadır. Verilmek istenen mesaj açıktır: “Gerçek iktidar gücü biziz, ancak belirlenen çerçevede ve sınırlar içinde bu oyuna dahil olabilirsiniz. Bu sınırları aştığınızda Cumhuriyetin koruyucu refleksleriyle karşılaşırsınız. Söylem ve eylemlerinizle laiklik karşıtı bir odak haline geldiniz, bu ağır bir suçtur, ancak bunu kapatma yaptırımıyla cezalandırmak yerine daha hafif bir yaptırımla cezalandıracağız. Bunu ciddi bir uyarı, ders çıkarılması gereken bir tehdit olarak algılamalısınız. Ayağınızı denk atın, yoksa…”
BİR KEZ DAHA İKTİDAR ÇEKİŞMESİ ÜZERİNE / M. Can YÜCE
Türkiye’de egemenler cephesindeki iktidar çekişmesi giderek boyutlanmaktadır. 1 Temmuz 2008 tarihi bu çekişmenin doruğa çıktığı bir gün oldu. İçinde iki emekli orgeneralin olduğu 20’nin üzerinde kişi gerçekleştirilen polis baskınıyla gözaltına alındı. Dört günlük polis ve savcılık sorgusundan sonra iki emekli generalin de bulunduğu grubun önemli bir bölümü tutuklanıp cezaevine konuldu. “Ergenekon terör örgütü” davası kapsamında yürütülen bu soruşturmanın nerelere kadar tırmandırılacağı kestirilememektedir.
1 Temmuz operasyonun yapıldığı gün, aynı zamanda Yargıtay Başsavcısının AKP’nin kapatılması davasıyla ilgili iddialarını sözlü olarak anlattığı gündür. Bu baskının aynı güne denk getirilmesi, hiç kuşkusuz rastlantı değildir, yürütülen iktidar çekişmesinin bir gereği ve meydan okumanın asmbolik ve pratik bir ifadesidir.
Mustafa Muğlalı davası sayılmazsa, TC tarihinde biri Jandarma Genel Komutanlığı, diğeri 1. Ordu Komutanlığını yapmış iki orgeneralin polis baskını ile gözaltına alınması ve sorgulandıktan sonra tutuklanmış olmaları bir ilktir.
Burada dikkati çeken ilk nokta, Türk Genelkurmayının bu gözaltı, arama ve tutuklanma olayına açıktan tavır almaması, tersine savcılığın askeri lojmanlarda bulunan söz konusu generallerin evlerinin aramasına nezaret etmesi ve bunu yasa gereği yaptıklarını kamuoyuna açıklamalarıdır. Bunun anlamı, en azından operasyonu onaylayan bir tutum içinde olmalarıdır. Peki, neden? Genelkurmay var olan iktidar çekişmesinde bir taraf değil mi, hem de en önde olanı değil mi? O zaman bu son tutumlarını nasıl açıklamak gerekir?
Daha Fazla İçerik...
- İKTİDAR ÇEKİŞMESİNDE YENİ BİR AŞAMA! / M. Can YÜCE
- TC'DE CİSİMLEŞEN ÇİZGİ: İTTİHAT TERAKKİ'NİN DEVLET-ULUS PROGRAMI! / M. Can YÜCE
- DEMOKRASİ MÜCADELESİ Mİ, İKTİDAR ÇEKİŞMESİ Mİ? / M. Can YÜCE
- 19 ARALIK KATLİAMINI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ!
- "YENİ BİR PAKET"... / M. Can YÜCE
- ERDOĞAN'IN ABD GEZİSİ VE SONUÇLARI... / M. Can YÜCE


